Kalben'le Birlikte Kayıp Aşıklar Ülkesi'nde

Röportaj: deniz atakan gürbüz, Öykü Demir

Fotoğraflar: Melda Atıcı

İlk albüm Kalben üzerinden 10, son albümün Eski Dünyanın Yangını’ndan bu yana 4 yıl geçti. Geçen sürede şarkılarından eksik olmayan ve tekrar eden sözler, hisler ve kelimeler: Aşk, Yara, Neşe ve Umut… Bu temalarla ilişkilenmen ilk albümünden bu yana nasıl gelişti ve değişti sence? Beşinci stüdyo albümün Kayıp Aşıklar Ülkesi’nin duygusunu ve etkileşimlerini nasıl tanımlarsın?

 

Kayıp Aşıklar Ülkesi üretim süreci boyunca en özgür, sağlıklı ve huzurlu olduğum albüm. 2022-2026 arasında gerçekleşen konserler boyunca biriktirdiklerimden ve DMC ile ortaklığımızdan doğan kaynakları bu albüme adadığım için gururluyum. Kendimden razı olmakla gelişen ve hikaye anlatımında derinleşmeye, melodik yapıda zenginleşmeye alan açan bir zamandan doğdu albüm. Ülkemin ve dünyamın gerçeklerini bir ozanın gözünden ele almak ve acelesiz işlemek mümkün oldu. Kök seslere aidiyeti keşfetmek, atalarımın ruhlarıyla özdeşleşmek, içimdeki zeybek kadını serbest bırakmak harika hediyeler. Bu albümde yara yok çünkü yaranın kabul süresini tamamladık hep beraber. Murakami’nin de dediği gibi hep yaraya bakamayız. Kabulden sonraki yeniden doğum gerçekleşiyor Dağlarına ile başlayan ve Kalpsiz Vampirler ile tamamlanan alanda. Bu alan, ortak değerleri olan şairlerin, ozanların, sesini duyurmak isteyip duyuramayanların, mağdurların, güçlülerin, ruhların ve yaşayanların dayanışma alanı. Aynı zamanda yitirdiğimiz ve yasını haysiyetle tutamadığımız her şeyin hatırlanma alanı.

İçinden geçtiğimiz ülke ve dünyanın zorlu ve dar zamanlarına dair hem çok kişisel hem de çok kolektif anekdotlar var albümde. Öyle ki “Aşığım Sana”nın sonu Kayıp Aşıklar Ülkesi’nin sakinleriyle beraber tek ses olduğun bir buluşmayla bitiyor. “Damarlarımızda”ysa zeytin kanları, çocuk yüzleri, Gülistanlar geziyor. Sen albümün ortaya çıkış sürecinde kişisel hayatın ve geçtiğimiz dönem arasında nasıl bir bağ görüyorsun? Bu noktada albümün hikâyesini sormakla birlikte, şarkıların nasıl birbirleriyle konuştuğunu düşünüyorsun?

 

Bu bir konsept albüm. Yani baştan sonra tek bir şarkıyı atlamadan dinlediğinizde size çiçekli bir kitap gibi açılacak ve sizinle konuşacak ancak dilerseniz sadece birkaç şarkıya da odaklanabilirsiniz. Dinleyenle albüm arasındaki bağa karışmak gereksiz. Öte yandan detaylara özenen, hikayelerin birbirini nasıl aynaladığına dikkat eden ve keşiflerden keyif alan bir anlatıcıyım. Örneğin 2017’de Ben Her Zaman Sana Aşıktım’dan 2026’da “her zaman aşık değilim artık” diyen O Ben Olurum’a geldiğimizi fark edenlerin ve paylaşanların olması çok değerli çünkü ben bu iletişimi zamanlar ve tüm üretimlerim arasında da kurmaya ve işlemeye devam ediyorum her albümde.

 

Betimlediğim ülkenin aşığı/ozanı, yaratıcısıyla Dağlarına’da sohbet ederek bir diyalog başlatıyor dinleyiciyle. Umut Çetin’in senfonik düzenlemesi anlam katmanları oluşturuyor. Sonra ülkesini anlatıyor bize ve bunca senedir bana yaşam kaynağı olan dinleyenlerin güzel yüzleri birer yıldız olarak bu ülkedeki yerlerini alıyorlar. Kayıp Aşıklar Ülkesi’nde sevgili Erkan Oğur bizimle. Daha uzun bahsederiz, bahsetmeliyiz çünkü. Aşığım Sana, ozanın sevmenin yasaklanabilir bir eyleme dönüştürülmesine başkaldırdığı sokaklar ve sokakların içinde konserlerde biriktirdiğimiz sesler de var. Güneş Özgeç’e bu değerli fikri ve harika prodüksiyon için teşekkür ederim. Damarlarımızda, sevmek yasaklanırsa çocuklara, kadınlara, ağaçlara ne olur, diye soruyor ve sonrasında O Ben Olurum’da kişisel bir aşk hikayesine dalıyoruz. Ancak kişisel olan politik olmaktan kaçabilir mi? Özgür bir kadın aşık olur, sevgili bu aşkı sahiplenmekten acizdir ve kadın olan ölmeyi bile üstlenmek durumundadır.

 

Düşer Ellerimden ile albümün bir başka mevsimine geçiyoruz. 19 yaşında yazmaya başladığım ve 40’ımda tamamlanan şarkıda Genco Arı imzası var. Yakınlığın imkansızlaşmasından ve aşkın yitiminden doğan yalnızlığı ifade ettikten sonra iki Umut Çetin düzenlemesiyle devam ediyoruz. Yeşil Gözlerin ve Kemiklerim Bile Mutlu… Bu iki şarkı da platonik hislerden doğdu. Yani, ümitten ve olasılıktan beslenerek yürüyoruz şimdi. Aşkın bu halini de irdeliyoruz dinleyenlerle. Birine temas etmeden de onu sevebileceğimi, yaşananlara dair acılardansa hayal edilenlere dair umuttan beslenmeyi keşfediyorum bu albümde. Ve sonra annemin doğum gününde yazdığım Güneşte geliyor howtokope. ile. Kayıp Aşıklar Ülkesi sakinlerinin çoğu sevdikleri birinin doğum gününü kutlamaktan aciz artık. Bu acizliğin kimi zaman çaresizliğe kimi zaman dayanışmaya kimi zaman bitimsiz bir mücadeleye dönüştüğü gerçeğini en sade sözlerle anlatabilmek, özlediklerimle sarılmaya benziyor.

 

Kendimle Kendim, nefret ve öfkenin yükseldiği, şiddetin sıradanlaştığı, çürümenin tarihinin yazıldığı bir gerçeklikte kendinle gurur duyabilecek bir insan olmanın değerini anlamaya çalışıyor. Her dilde aynı duayı edebileceğimizi söylüyor ve sonra ormana gidiyoruz. Pencerende Meşe şarkısında anlattıklarımın hepsi gerçek. Güneş Özgeç’in muhteşem düzenlemesi sayesinde pastoral bir türkümüz oldu. Cenk Erdoğan’ın düzenlediği Kuzgun ise Kuzgun Acar’ın ve toprağını seven tüm ilerici sanatçıların ruhuna ithafen yazıldı. Bu ülke muhteşem sanatçılar yetiştirdi, yetiştiriyor, yetiştirecek ancak bir sanatçının en yalnız ve değersiz hissedebildiği ülkelerden biri de yine burası. İşte bu nedenle, değer üreten ve paylaşan insanların nefes alabildiği bir yer olarak da var Kayıp Aşıklar Ülkesi. Ve albümün kapanışını Kalpsiz Vampirler yapıyor. Esin Aydıngöz ve Mehmet Mutlu prodüksiyonuyla özgün bir dans şarkısına dönüşen Kalpsiz Vampirler, enerjimizi, kalbimizin niyetlerini ve mecalimizi zaten gündem ve dünya patronları böylesine dört koldan tüketmeye çalışırken onlara kaptırmayalım diye yazıldı.

Kalben’i Kalben yapan önemli unsurlardan biri de zıtlıkların ikililik oluşturmadan bir arada ses bulabilmesi. Bu gerek müziğindeki farklı tarzların ve aranjmanların bir araya gelişinde, gerek birbirine ters gözüken karanlık korkulardan aydınlık hayallere uzanan duygu şairliğinde karşımıza çıkıyor. Kayıp Aşıklar Ülkesi’nde de dağınık yatak odalarımızdan dans pistlerine, gözaltındaki dostlarımızın yanından güneşli odalarda nefes aldığımız dayanışma alanlarına hakiki ve doğal bir geçiş bulunmakta. Bunu ne kadar bilinçli olarak yapıyorsun?

 

40 yaşındayım ve kendimi bildim bileli uğraştığım, düşündüğüm, anlam veremediğim mevzular var. Zümrecilik, cinsiyetçilik, nefret suçları, bir çocuğun hepimizin çocuğu, bir ağacın hepimizin ağacı olduğununun anlaşılmaması gibi… Düşündükçe içinden çıkamadığım, zaaflara düştüğüm, aciz olduğum, kendimden nefret ettiğim zamanlar oldu. Cinayete, şiddete, türlerin ve doğanın katliamına çözüm bulamadıkça etkisizlikten doğan bir karamsarlıkla yok olmak istedim. Beni her yok oluşta müzik ve müzik içinde tanıştığım insanlar kucakladılar. Bu, hayatımın en değerli hediyesi. Hediyeyi layıkıyla kalbimde taşıyabildiğim bir zamandan bu albümün doğması tesadüf değil. Karamsarlıktan vazgeçip eylemi seçmek, zaaflarla yüzleşerek berrak zihni deneyim etmek, vahşi bir görgüsüzlük ve cehaletle saldıranların karşısında sevdiğin insanlarla dimdik durabilmek harika.

Albümde karşımıza sık çıkan bir diğer tema özgürleşmek, ve bunu büyük ölçüde yalnız başına yapmak. Bunun yansımalarını belki en yoğun şekilde “Kendimle Kendim” parçasında, aynaya karşı yapılan bir sözleşmede buluyoruz. Kendine dair bazı hislerini geride bıraktığın, belki de kendini yeniden doğurduğun bir dönüşüm sürecinden geçtiğini hissediyoruz. Albüm yaratım sürecinin sende terapötik bir etkisi oldu mu, ya da geçtiğin bir dönemin içinden koskoca bir albüm mü çıktı?

 

Çocuk pencereden bakarken bir kedi ağzında balıkla mazgalların üzerinden tökezleyerek geçiyor, anne iş çıkışı eve yetişmeye çalışırken ayakkabı boyacısı rengarenk bağcıkları diziyordu ve güneş ile bulutlar beraber denizin üstündelerdi kadar iç içe bir koca an gibi hayat bana göre. Olan tüm şeyleri ve hisleri fark edebilmek istiyorum. Evlerde yaşanan tüm hayatları görebilmek, her annenin evladı olabilmek, her sofrada yiyebilmek, her kostümü giyebilmek, milyonlarca başka kadın olabilmek ve her biri olarak aşık olmak, sevilmek istiyorum. Bu hayat, bana yetmeyecek mutlaka çünkü gençliğimi ne yazık ki kendi değerimi bilemeden, o değeri parlatacak insanlarla olamadan geçirdim. Şimdi yetişkinliğimde kendime, bana değer veren herkese ve hayatımın anlamı hayvanlara, doğaya özenli ve candan bir dost olabilmek arzusundayım. Öğrenmek ve kendini doğurmak hiç bitmiyor. Hiçbir şey için geç kalmadık. Bizim için ihtimaller tükenmiş falan değil. Bu duyguda olup hayatının sorumluluğunu almaktan kaçanlar varsa okurlarımız arasında, özellikle onlara sarılır gibi söylüyorum: Sevmeye, sevilmeye ve yaşamaya değersiniz.

Güneş, dere, dağ, kuzgun, meşeler, engerek, vampir, yarasa gibi insan dışı varlıklar pek çok şarkının duyusal tecrübesine hizmet ediyor albümde. Sen Kayıp Aşıklar Ülkesi’nde onları konumlandırırken ne düşündün? Senin için nasıl ilhamlara dönüşüyorlar?

 

Hepsini gördüm. Babam öldüğünde onun anısı için aldığım toprakta karşılaştığım engerek ve meşeler, annemin doğum gününde karşıdaki çatıda yuva yapan kuşlar ve okuldan yükselen çocuk sesleri, parkta biriyle yürürken yanımızdan geçen yarasa, ve benim muhteşem hayatıma değme şansı bile olmayacak zavallı vampirler… Ve kendi ölümümle yüzleştiğim heybetli dağlar, vahşi ormanlar, suyu susmayan dereler… Nereye gidersem beni yalnız bırakmayan güneş. Bu albümü yazarken aslında sadece hayatımı yaşadım, hayatın içindekileri izledim ve fark ettim. Zihnim berraktı. Uzatmaya ya da olmadığı bir şey gibi ifade etmeye gerek kalmadı. Bütün bu güzel şeyler, organik ve inorganik, tam da benimle, yanımda ve karşımda pırıl pırıl parlıyor ve kendilerini apaçık ortaya seriyorlardı zaten. Bunca sene onları bu netlikte, bu sadelikte görebilmek içindi olan her şey. Geçmişimi de bu albümle kucakladım ve bugünde yaşamanın anahtarını buldum.

Albümün hazırlık sürecinde dinlediğin, okuduğun, izlediğin, albümün çıkış sürecinde sana eşlik eden başka dünyalar oldu mu?

 

Osamu Dazai, Han Kang, Javier Marias, Cesare Pavese, Linn Ullmann, Marian Engel, John Berger, Patti Smith, Henry David Thoreau, Andre Gide, E.E. Cummings, Sevgi Soysal, Evrim Kuran, Irmak Zileli, Jenny Hval, Seray Şahiner, Didem Madak, Alex Schulman, Asaf Halet Çelebi, Furuğ Ferruhzad, Camila Sosa Villada, Kazuo Ishiguro benimle bu üretim sürecinde uyuyup uyanan yazar ve şairler… Grafik ve çizgi romanlardan da çok beslendim. Fabien Toulme, Adrian Tomine, Camille Jourdy, Fabio Moon & Gabriel Ba ve Barbara Yelin aklıma hemen gelen isimler. Todd Field’ın yönettiği ve Cate Blanchett’e bendeki tüm ödülleri verdiğim Tár filmini belki 60 kere izledim 2022’nin sonlarından bugüne dek. Jafar Panahi sinemasından beslendim, No Bears’ı çok sevdim. The Alpinist, Fire of Love gibi harika belgeseller izledim. İmkansızı mümkün kılan ve bunu kibirle değil, tutkuyla, çalışkanlıkla yapan insanların hikayelerine bayılıyorum. Take This Waltz, Beast (2017), Border (2018) tekrar tekrar izlediğim diğer filmlerdi. Scavengers Reign, The Other Bennet Sister, Heated Rivalry, Aşk-ı Memnu, Yaprak Dökümü, Mad Men, Love on the Spectrum, Shameless gibi kah ilk kez izlediğim kah defalarca izlediğim diziler oldu. Heybeliada’yı, Kaz Dağları’nın kuzey kapısını, Sri Lanka’nın güney kıyılarını, Tayland’ın Phuket Adası’nı, bazı Yunan adalarını, Londra ve Bristol’ü, Hamburg’u, Porto’yu kendi başıma keşfetme şansım oldu. Kendime iyi bir yol arkadaşı olmayı öğrendim.

 

Yeah Yeah Yeahs, Raye, of Montreal, NoSo, Robyn, Frances Lai, Roxy Music, Lola Young, Glass Animals, Aşkın Nur Yengi, Onur Özdemir, Benjamin Clementine, Bülent Ortaçgil, Erkan Oğur, Nükhet Duru, Nick Drake, Doechii, Florence and the Machine, Charlie XCX, Morphine, Miles Davis, Zaho de Sagazan, howtokope., Sena Şener, Ceylan Ertem, Jehan Barbur, Birsen Tezer, Zuhal Olcay, Şebnem Ferah, Güneş Özgeç, Karsu, Elizeth Cardoso, Yusef A Lateef, Janis Ian, Lhasa de Sela, Nina Simone, Gal Costa, Jun Miyake, Şevket Alekberova, Fabrizio De Andre, Genco Arı, Fikret Kızılok, Skunk Anansie, Alice Coltrane, Gabor Szabo, Hermanos Gutiérrez, Tiger Lillies, Herman Düne bu albümü yazarken ve hazırlarken benimle olan ve ruhumu besleyen isimler.

Albümde birçok iş birliği yer almakta. Erkan Oğur, Güneş Özgeç, Esin Aydıngöz ve howtokope. ve daha fazlası. Bu bir araya gelişler nasıl gerçekleşti? Beraber üretim yapmak nasıl hissettiriyor?

 

Derin bir nefes aldım ve “şanslı” dedim içimden soruyu okur okumaz. Bu şansı var eden yolun inşasında başıma çok şey geldi. Kimi zaman tuhaf ve karanlık mevzularla uğraştım. Dolandırıcılar, hırsızlar, hayatıma kast edenler, haklarımı suistimal edenler, bedenimin rıza sınırlarını hiçe sayanlar, tehdit edenler geldi ve geçti. Düşününce kendimle ve yolda tanıdığım harika arkadaşlarımla gurur duyuyorum. Her ne olursa olsun, insan tutkuyla ürettiğinde pes edemeyeceği kadar güzel bir şeyin peşinde olduğunu derinden biliyor. Bu harika insanlarla bir araya gelmemizi sağlayan da bu bilgi bence.

 

Canım Bülent Ortaçgil’in Kadın Sesi Değmiş Şarkılar konserlerinde sahne paylaşma şansına eriştiğim Erkan Oğur’a gönülden vuruldum. Hem Bülent Abi hem Erkan aynı bedende yalın birer ozan ve müthiş birer rock’n roll kralı. Albüme adını veren şarkıda Erkan bize kendi icat ettiği gitarlarla çıkardığı eşsiz sesleri verdi. Daha ne isteyebilirim ki? İçimde duyduğum ağıtları, türküleri, şarkıları Erkan’ın sesinden dinlemek harika. Esin ile Karsu’ya şarkı yazma sürecinde bir araya gelmiştik. Bu albümde Aşığım Sana ve Kalpsiz Vampirler için yaylı düzenlemeleri ondan geldi. Çok tatlı biri ve onunla daha yakından üretme şansına müteşekkirim. Albümün bir başka sürprizi de Can Şengün, Kendimle Kendim’de onun gitarları var.

 

Beyoğlu’nda müzik dinlerken tanıştığım howtokope. Almanya’da, Hamburg merkezli bir grup. Dinlediğim en güzel müziklerden birini de onlar yapıyor. Onlara birkaç demo göndermiştim ve Güneşte için yaptıkları düzenlemeye bayılınca hemen odaklanalım dedim. 2025 yazında provada buluştuk, şarkıyı beraber canlı çalarak tam anlamıyla doğurduk ve sonra Gümüşlük Caz Festivali’nde de ilk kez icra etme şansımız oldu. Çok romantikti. Annem rüzgar olup bize sarıldı o gece. Sonra sıra bana geldi ve ben Hamburg’a gittim albüm çıkmadan bir ay önce. Birlikte konser verdik ve şarkımızın son halini çaldık dinleyiciye.

 

Sevgili arkadaşım Güneş Özgeç’i buraya sığdıramam. Bana bu albümün inceliklerini doğurma alanı tanıdı. Harika bir idari prodüktör olmanın yanı sıra yedi şarkının aranjmanlarında mucizeler yarattı. Güneş çok yetenekli bir kadın. Özellikle kadın diyeceğim çünkü senelerdir kadın sanatçı olmak nasıldır, sorusuna yanıt arıyoruz ve kadın prodüktörlerin daha görünür olması nasıl mümkün olur diye uğraşıyoruz. Alın size taş gibi bir kadın albümü. Kadın olmaktan, kadınca üretmekten, kadın gibi çalışmaktan ve kadınca bir sistem kurmaktan yana muhteşem hissediyorum. Güneş’in kendi müziğini de dinlemeniz tavsiyemdir. Beni dinleyen ve anlayan can dinleyicilerimize bir kere de bu vesileyle sarılayım. Ve bana ilham olan rahmetli annemle babama, aileme, öğretmenlerime, eski iş arkadaşlarıma, hakkımı savunurken yanımda olan emekçilere… Çünkü bu albüm hepinizle de bir düet bana göre.

Albümün çıkışını takiben Kayıp Aşıklar Ülkesi’nde uzun bir 10. yıl turnesi başlıyor. Seni dinlemeye gelecekler, sahnede nasıl bir Kalben’le aynı rüyayı görecekler? Bu konserleri bir müzik sahnesinden öte nasıl bir yer olarak tahayyül ediyorsun?

 

Rock’n roll yıldızı ozan nasıl olunur, göreceğiz. Güldüm düşünürken. Konserlere gelen insanların hayatlarının aktif olarak içinde olduklarını hissettikleri, güvende oldukları, mağdur/kurban olarak konumlanmalarına yol açan gerçekliklerin yükünün minik bile olsa bir kısmını bıraktıkları bir alan olacak Kayıp Aşıklar Ülkesi. Yası tutulmamış kayıplar varsa orada yas tutacağız dans ederek birbirimizi görerek. Kırılmış ve umursanmamış hayaller varsa orada önemseyeceğiz. Özgürlüğün içerden geldiğini fark edeceğiz beraber. İçimizdeki özgür sesleri duyacağız. Özlemleri, cevapsız mesajları, anlaşılmak için yazılmış uzun metinleri, kendini ispatlamaya çalışan hallerimizi, unuttuğumuz güzel manzaraları paylaşacağız. Birlikte çizeceğiz ülkemizin sınırlarını.

Kreşendo Bülten’e abone ol!

Kreşendo Bülten müzik hikayeleri, pop gündemi, keşif önerileri ve sürpriz röportajlarla her cumartesi posta kutunuzda!