Albümü bilindik dijital platformlarda yayınlanmadan 1 ay önce Bandcamp’te yayınladın. Bağımsız bir müzisyen olarak müziğini bu farklı mecrada paylaşmak nasıl bir deneyimdi, dinleyicilerinden bu konuda aldığın geri dönüşler nasıldı?
Artık neredeyse bütün müzisyenlerin ve birçok müzik dinleyicisinin de farkında olduğu bir gerçek var. Dijital gelirler kesinlikle emekçinin emeğini karşılamıyor, aracılara kazanç sağlıyor. Müziği üreten veya üretilmesine katkıda bulunan emekçiyi gözetecek bir yapı da pek yok açıkçası. Aracıları aradan elimden geldiğince kaldırıp, dinleyicimle maddi manevi direkt temas içinde bulunabileceğimi umduğum bir atılımda bulundum -ki bence lokalde dalga dalga yayıldıkça/yayılırsa anlam kazanacak bir hareket bu- ve açıkçası umduğumu da buldum. Gerek ekonomik olarak gerekse yankı çemberimizde akıllara soru işaretleri düşürmesi bağlamında.
Alev Apartmanı”nın gerçek bir apartman olduğundan ve albümü burada ürettiğinizden bahsetmiştin. Anlatının kurgusunun mekansal bir altyapıda ilerlemesi oldukça heyecanlı, parçalarda peşine takıldığımız arayışlara ev sahipliği yapan bu yeri özel kılan ne?
Bir mekan aynı anda hem gerçek hem kurgusal olabilir bence. Nihayetinde bir insanın algısının getirdikleri, bir başkasına neredeyse kurgusal duyulabilir. Benim için burayı özel yapan şey sadece güneşin salona düşüş şekli veya dışarıdaki gürültünün içeri sızış şekli veya duvarının rengi veya yerlerindeki seramiklerin rengi olabilir. Neyin özel olduğuna net bir karar vermeye çalışıp, o an gözden kaçırdığım diğer detayların özel olmadığını iddia etmek birazcık insanın yaşadığı ana haksızlık etmesi gibi, sizce de öyle değil mi?
Nihayetinde “sadece bir apartman”



Albüme giriş yaparken mekansal bir vurgu var, “zemin kat” ile başlıyor. Sonda ise dinleyiciye “kapanış” ile veda ediyor. Burada durduğun yer ve yolculuk birbiriyle nasıl bir ilişki içinde ? Fiziksel değişimlerin yanında duygusal dolaşımın rotası nasıl?
Yanılmıyorsam sosyal medyada biri şöyle bir soru sormuştu: İlk şarkı “Zemin Kat” ise son şarkı niye “Çatı Katı” değil? Sanırım ben de şöyle bir cevap vermiştim: “Zemin kattan girip çatı katına gitmeyiz ki hep.”
Bir kapıdan geçiyorsun ve sonrasında artık başka bir yerdesin; uyanıkken uykuya dalmak veya uykudayken uyanmak gibi. Hepsinin de bir kapanışı var (sanırım?).
Albüm özelinde bence yolculuktan ziyade bir durgunluk, bulunma hâli, bulunduğuna sarılmaya çalışma hâli var. Beni alıp başka bir yere götürmüyor, olduğum yerde bırakıyor daha çok.
“mazo” albümün dünyasından kopmasa da diğer şarkılardan ses dünyası olarak ayrışıyor. Şarkının bu asi hâlleri nasıl hislerle ortaya çıktı, üretim süreci nasıldı?
Albüme başlarken bir şarkıda yaramazlık yapma sözü vermiştim kendime. Sözümü tuttum. Didaktik veya sosyal lirikler yazmaktan hep kaçınıyorum. Bu sefer oraya da biraz dokundum; kendi kalıbımı kırmak için de iyi geldi. Bazen insan kendi fikrini çok önemsiyor. “mazo” oluş şekliyle bana, tutunduğun fikrin ya da akışın kırılabilirliğini ve önemsizliğini hatırlatıyor. Şarkının kendisi ise zaten bir şehrin tepesine dikilmesini istediğim kara bir bayrakla ilgili.
“1990” albümünde de kendi yolculuğunu eşlik edilebilir kılmıştın ve bizce o dönemin insanı olmanla birlikte albümün de özel bir yeri var gibi. “Alev Apartmanı” da oldukça kişisel nüanslar taşıyor. Üretirken müziğini kendi yaşam arşivine dönüştürmek amaçladığın bir şey mi?
Evet, kesinlikle. Diskografimin en başından beri, iyisiyle kötüsüyle bir günlük niteliğinde olmasına bayılıyorum. Hem mental, hem sosyal, hem teknik hem de estetik bağlamda gözle görülebilir bir akışkanlığa sahip olması ve bir şekilde bütün işlerin birbirleriyle iletişim hâlinde kalabilmesi çok hoşuma gidiyor.


Albüm lansmanı ile beraber daha büyük bir grupla sahne almaya başladın. Sahnede daha kalabalık olmak nasıl bir deneyim?
Gerek albümün icrasında gerek sahne performansında, grupla, tamamen canlı şekilde çalmak; beraber dağılıp beraber toparlanmak, güvenli alanlarda kalmayıp aklımızı ve bedenimizi zorlamak bana gerekli hissettirmişti çok. Bunda sanırım bir süre daha ısrar edeceğim.
Son olarak, albümü yaptığın dönemde veya son zamanlardaki üretim dönemlerinde sen neler tükettin? Müzikler, kitaplar, filmler, diziler, rotalar, aklına ne gelirse.
King Krule, Puma Blue, Jeff Buckley falan çok dinledim. Öyle çok acayip keşiflerde bulunmadım yani. Bir ara Shakespeare okuyayım dedim, biraz okudum. Hamnet çıkınca trend oldu, tadım kaçtı. Film gayet güzel bence bu arada ama konu o değil benim için. Bir sürü film izledim ama herhalde benimle ve mental dönemimle alakalı olarak aklımı alan bir şey olmadı pek. Daha çok kaygılanıp kaygılanıp 15 kere izlediğim dizileri 16. kez izlediğim bir dönemdi.